DİN-FELSEFE-BİLİM-SANAT
Hayat, tikeller yardımıyla tümellerin okunması imkânını taşımakta ve bütüncül bir şekilde kavranabilme ihtimalini bünyesinde barındırmaktadır. Hayatı anlama, anlamlandırma ve kavramanın yolları, çok katmanlı bir bakış açısına ve kuşatıcı bir anlayışa sahip olmaktır. Bu çok katmanlılık ve kuşatıcılık, bütünü tamamlayan din-felsefe-bilim-sanat ile mümkün olmaktadır.
Felsefe, “ne sorulmalı, ne sorulmamalı?” soruları üzerinde durmaktadır. Bu sorular, doğru soruları bulmakta ve soru/sorunlara doğru açılardan yaklaşarak bir çözüm/cevap aramaktadır. Aynı zamanda felsefe, soyutlama yapmaktır. Dışarı çıkmak, dışarıdan bakarak neler olduğunu görmeye çalışmak ve anlamlandırarak yola devam etmektir. Bir yoldur ve sonsuzluğa uzanmaktadır. Din, “ne yapılmalı, ne yapılmamalı?” sorularına cevap aramakta ve anlamlandırma faaliyetini bu soruların cevapları üzerinden gerçekleştirmektedir. Din; iç’te kalmayı, öz’e ait olanı bulmayı ve muhafaza etmeyi sağlamaktadır. Hem soyutlama hem soyutlanma vardır ve din de sonsuzluğa uzanan bir yoldur.
Bilim, tikellerin bilgisini araştırmaktadır ve tümel olana ulaşmada katkısı göz ardı edilemeyecek derecede büyüktür. Aletlerin kullanımı yoluyla bilgiye ulaşmaktadır. Bütünlüğün içinde yer alması, bilimin de tamamlayıcı bir rol üstlendiğini göstermektedir, tıpkı sanat gibi. Sanat, güzel olan ve güzelden yansıyandır. Bu genel tanım sanatın çok geniş bir alana yayıldığının işaretidir. Bakılan her şey, güzel olanın bir tecellisi olarak görünmektedir. İç’ten dış’a bir taşmadır. İç’in etrafa sirayet etmesidir. O yüzden sanat da sonsuzluğa açılan bir kapıdır zira güzellik sonlu olamamaktadır.
Dört kavramın da ortak bir noktada birleştiği, ortak bir yere yol aldığı görülmektedir. Hayat, bütünü kuşatamadığında gerçek manada yaşanabilecek bir şey değildir. Anlamlı ve amaçlı bir hayat için bütünden kopmadan yol almak gerekmektedir. Bu anlamı ve amacı bularak kuşatıcılığı sağlayan şey ise din-felsefe-bilim-sanatın kopmaz bütünlüğüdür. İç içe geçmiş bu kavramlar birbirinden kesin sınırlarla ayrılamamaktadır. Hepsi arasında köprüler bulunmakta, geçişlilik sağlanmaktadır. Çok katmanlı bir anlayışı mümkün kılan, bunlar arasındaki ayrılamaz bağlardır. O halde din-felsefe-bilim-sanatı birbirinden ayırmaya çalışmak, hayatın sığlığını ve yaşanmazlığını da beraberinde getirmektedir. Şimdiki soru ve sorunların çözümü, bu ayrılamaz bağları zihinde sağlam kurmakla bulunabilmektedir.



