DÜALİTE
Düalite insanın başına gelmiş hem en bedbaht hem de en mükemmel şeydir.
Zıtlıklar (dikotomi, düalite), varlığın insan zihnindeki parçalarından ibarettir. Zıt gibi görünen şeyler birbirini tamamlarlar. Ehl–i hikmet bilir ki mutlak zıtlık diye bir şey yoktur. İnsan eşyayı kavrayabilmek için zıtlık gibi bir şeye düşer. Çünkü insan zihni parçacıdır. Bilinenden bilinmeyene doğru gider, bilinene riayet ile bilinmeyene ulaşılabilir.
Zıtlıklar birbirlerini birlikte var ederler.
Dünya için düşülen yer ifadesi kullanılmaktadır. Bu husus tevhitten uzaklaşıp çokluğa düşmek, sanal bir yere inmek olarak okunmaktadır. Çokluk/kesret, Bir olanın dışında kalan her şeydir. Bir’den çıkmış ama Bir’e varamamış, Bir olamamış her şeye çokluk denilmektedir. Çokluk, zahirde görünen somut dünyanın kendisidir. Din ve bilgelik açısından hedef, soyutlanma1 yöntemiyle Bir’e gitmek, düşülen yerden kalkıp yükselmektir. Tanrı bunun için insanlar içerisinden seçtiği, soyutlanma mekanizmasını kuran peygamberleri ve onların temsilcilerini göndermiştir. İbadetler soyutlanma mekanizmasının somut örnekleridir.
Somut olan çokluk içerisinde, somutları soyutladıktan sonra elde kalan şey ikilik/düalitedir. Başlangıç ve bitiş noktası, dönenler içerisinde dönmeyen/duran, mukayyetler içerisinde mutlak olan, kesikliler içerisinde sürekli olan, sonlular arasında sonsuz olan, görülemeyen, tam idrak edilemeyen ama daima hissedilen, etkisi altında kalınan bir “Şey” vardır. Bu Bir dışında kalan ve O’ndan çıkıp O’na giden, somut olan her şey çokluğu/kesreti oluşturmaktadır.
Bir olanın yaratılış tanzimi ikilikle açıklanmaktadır. Bir olandan soyut ikilikler, soyut ikiliklerden kesret âlemi serilmektedir. Görünen kâinatın görünmeyen tarafı soyut ikiliklerden müteşekkildir. Bu soyut ikilikler bizi Bir olana yaklaştıran şeylerdir. Her bir insanın içerisinde bu soyut manalar yer almaktadır. Bir şeyi anlamak ve anlamlandırmak için kesretten düalite âlemine geçmek gerekmektedir.
Kesret âlemi mücessem/somut, düalite âlemi mücerret/soyuttur. Kesret arttıkça düşüş yaşanmakta; kesretten kurtuldukça varlığın El-Latif esması tecelli etmekte ve yükselmeye başlanılmaktadır. İmtihan olan şey, kesretin kendisidir. Kesret kendi içinde çoğaldıkça illüzyon alanı oluşturmaktadır. Hakikat için soyutlanmak2 gerekmektedir. Çünkü gördüklerimiz ve duyduklarımız, terbiye olmadığımız müddet bizi daima yanıltmaktadır. İnsanın yapması gereken yegâne şey, başladığı yere soyutlanarak dönebilmesidir.
Düalite; kesretten kurtulmanın yolu, yeni bir karargâh ve vahdete götüren bir vasıtadır. Bu nedenle düalitede durmak, yolda kalmak demektir.




