GÜNAH VE SEVAP
Her şey yaratılışla başlamaktadır. Yaratılış, latif olandan kesif olana gitmektir. İnsan dünyaya geldiği anda kirle, günahla karşılaşmaktadır. Âlem açıldıkça; insan tanıdıkça, bildikçe, gördükçe, eyledikçe sevgi ve kavga derinleşmekte; sevap ve günah ortaya çıkmaktadır. İnsan günah ile sevap, iyi ile kötü, ulvi ile süfli, doğru ile yanlış arasında arafta kalmıştır.
Bir şeyin günah ya da geçici olup olmadığını bilmenin en temel yolu; döngüsel, zamansal ifadedeki karşılığıdır. Zaman geçtikçe alınan tat yerini kaygıya bırakıyorsa, vicdan uyarılıyorsa ve kişide farklı hallere gark oluyorsa günaha yakın olunduğu anlaşılmalıdır. Bu halden arınabilmek, soyutlanabilmek gerekmektedir. Aksi taktirde vicdan sürekli uyarmakta ve rahatsız etmektedir. Hayrın izlerini taşıyan bir durumda ise zaman geçtikçe alınan tat artmakta, huzur/sükûnet kişide karar kılmaktadır.
Güzel bir mana daha güzel bir manayı, kötü bir mana daha kötü bir manayı, bir iyilik daha üst bir iyiliği, bir günah daha büyük bir günahı çağırmaktadır. Su ile temizlenmeyecek günahlara bulaşmamak gerekmektedir. Aksi halde enkaza dönüşmek kaçınılmaz olmaktadır. Bir günahı yaşamadan anlamak diğer bir ifadeyle ateşe elimizi uzatmadan onun yakacağını fark etmek gerekmektedir.
Bir günah, yaşanmadan anlaşıldığında hikmetle karşılık verir sahibine.
İnsan günahlarından hayra varmalı, günahlarını yolculuğun bir parçası kılmalıdır. Soyutlanabilmek ve saflaşabilmek için; yoğunluklardan, fazlalıklardan kurtulmak, varlıkla münasebet kurmak, iyinin ardından gitmek gerekmektedir. İyinin peşinden gitmek, günahın sevaba dönüştüğüne şahit olmak; insanı bilgeliğe yaklaştırmaktadır.




