ACI
İnsanlık hikâyesi acı ile başlamaktadır. Ayrılıktan kaynaklanan bu acı ilk yaratılış ile kendini göstermektedir. Daha sonra dünyadaki yolculuğuna doğum ile başlayan insan, doğmak suretiyle en değerli olanından vazgeçmek zorunda bırakılmıştır. Tek bedende yaşamını sürdürdüğü anneden koparılmıştır. Bu cihetten ayrılık en büyük acıdır. Acı hem ilk hem de son duygudur. Kalubelada Rabbinden koparılan insanda yazgı olarak acı vardır ve kendisinden yazgısının izini sürmesi istenmektedir. Bu dünyada insanın payına, dünyaya inmeden önce verilen ve sonra elinden alınan şeyi aramak düşmektedir.
İnsan nefes aldığı sürece dünyada aramak ve iz sürmek üzere vazifelendirilmiştir. İnsan bu vazifesini yerine getirirken dünyada kendisine eşlik edecek bazı dallara tutunmaktadır. Fakat insan bazen tutunduğu bu dalları hedefe giden araç değil de hedef haline getirdiğinde insanın ömrü beyhude bir acı içinde bitmektedir. Doğru kullanılan acı insanı beslerken, yanlış okunan acı insanı melankoliye ve gaflete götürmektedir. Acının hüsne dönüşmesi, insanın neyi aradığını hatırlaması ile başlamaktadır. Arayan neyi aradığının farkına vardığında ve ona özlem duymaya başladığında, acı melankoli yerine hüsnü getirmektedir.
İnsanoğlu bu dünyaya oyun ve eğlence amacıyla gönderilmemiştir. Maddi şeylerin kalabalığıyla karşı karşıya kalmanın vermiş olduğu acı bir zaman sonra insanı yıpratmaktadır. İnsan gerçek ve ulvî bir amaca bağlanmadığı müddet hep bir savruluş içerisinde boşluğa düşmektedir. Kişi bu boşluğu geçici hazlarla doldurmaya çalıştığında acısı giderek katlanmaktadır. Çünkü maddi şeylerden alınan haz geçicidir, sınırlıdır ve bir süre sonra öncekinden çok daha büyük bir acıya dönüşmektedir. Manevi hazlarda ise süreklilik sağlanabilmekte ve insanı sonsuza götürebilmektedir. Sonsuzun peşinden gitme maneviyatla, manevi hazlarla olmaktadır.
Acının neye karşı duyulduğu, kişideki varoluş hâlini tanımlamaktadır. Zamanın ruhunu ve meselelerini kavrayamamanın vermiş olduğu acı ile maddi dünya heveslerinin vermiş olduğu acı birbirinden farklıdır ve bu ikisi arasında arafta kalmak tehlikelidir. Biri kişiyi melankoliye sürüklerken, diğeri kişinin gönlünde manevi bir kor oluşturmaktadır. Bu kor insandaki derinleşme hadisesinin başlangıcıdır. Hatırlamak esastır ve hatırlamak isteyenin hedefi, melankoliden ve gafletten uzaklaşarak koru diri tutmaya çabalamak olmalıdır.




