MADDE VE MANA
İnsan, ömrü boyunca yaşamını bir manaya bağlı kılma arzusuyla yaşamaktadır. Mana ise insan seçmekte ve ancak hak eden gönüllere ilişmekte, sadık kalanlarda sabit kalmaktadır. İnsan aradığı şeyi doğru yerde aramalıdır. Kendi manasını arayan insanın ilk uğrayacağı yer mananın indirildiği gönül/iç/ev olmalıdır. Mana içe, madde dışa aittir. Manadan uzaklaşan insan metalaşmakta ve görünene takılmaktadır. Hikmetli olan ise görünenin ardındakini görebilmektir.
Hiçbir şey görünenden ibaret değildir.
Yaşanılan zaman, dinden tekniğe uzanan süreçte “teknik” alanını imlemekte ve bu zamanda daha önce hiç olmadığı kadar göze hitap edilmektedir. Gözün ve dışın merkeze gelmesi, insanın özünden ve gönlünden uzak olan yerlerin önem kazanmasına neden olmaktadır.
Göz, dışa; kulak, içe açılmaktadır. Manaya ulaşmak, içe dönmekle mümkündür ve kulak bu sürecin vekili konumundadır. Görüntü unsurlarının ve tekniğin bu kadar ivmelendiği ve had safhada olduğu bir dönemde manaya yakınlaşabilmek için yapılması gereken; kulağa önem vermek ve yatırım yapmaktır. Kulağa yatırım yapmak; sese, söze, nefese ve şiire kulak vermekle mümkün olmaktadır. Kirle ve günahla hemhal olan göz, insanın diğer yetilerinde de hasara neden olmaktadır. Bu hasar, mananın insana ilişmemesi için yeterli bir sebeptir. Manadan uzaklaşan ve metalaşan insanın nefesi kesilmektedir. Yapılması gereken; göze dikkat etmek sese ve kulağa ehemmiyet vermektir.
Mana temiz bir gönle inmektedir. O gönül sahibi manaya sadık kalırsa, içinde bir kor olan mana suya dönüşmekte ve başka gönüllere ulaşmak uğruna taşmaktadır. Taşan mana ancak hazır olan bir gönle ulaşmakta ve can suyu olmaktadır. Gönlünde mana kırıntısı bulunan insanlar nefes almakta ve insanlığa nefes olmaktadır.
Mana, insanın özünde saklı bir ses;
Mana, gönülden gönle akan bir nefestir.




