EV VE AVLU
Ev denildiğinde mekânsal ayrışma mevzu bahistir. Ev; zemin, çatı, odalar, duvar ve kapılardan müteşekkildir. Ev, içtir ve genellikle merkezdedir. Avlu ise genel olarak tarım sonrası dönemde, insanlık daha sabit yaşamaya başladığında ortaya çıkmıştır. Avlu, duvar ve kapıdan oluşmaktadır ve merkezdeki evin çepeçevre kuşatıldığı bir yerdir. Bir yerleşkenin metafizik anlamını bize vermektedir.
Kadim bilgelikte avlu; soyutlanma yeri ve yer ile gök arasındaki irtibatı kendilik nezdinde sağlayan yer olarak ifade edilmektedir. Son olarak, ünsiyet kurulan yerdir. Eve dönmeden önce yani kendilik bilincine varmadan önce avluda bitki, hayvan ve toprakla kurulan ünsiyet, beşeri insan yapan şeydir. Bundan dolayı insan oluş, avluda gerçekleşmektedir.
Ev, gönül ile bağdaştırılmaktadır. Eve de gönle de direkt girmek/inmek, kırılmaya ve incinmeye sebebiyet vermektedir. O nedenle avlu bir hazırlık, geçiş aşamasıdır. Dışarıdan içeriye geçişte kademenin olması Sünnetullah’a uyan bir şeydir.
Ev iç ise, avlu hem iç hem dış; biraz iç biraz dıştır. İç ile dış irtibatını kuran bir köprüdür. Eve dönüş, avludan geçerek gerçekleşmektedir. Toplumun içine girmeden evvel evden çıkılan yerdir. İnsandan insanlığa gidişte geçiş aşamasıdır. Dışarı denilen yer; vazifenin yapıldığı, kalabalıkların ve toplumun olduğu yerdir. Avludan sonrası, insanın değil insanlığın olduğu yerdir. Toplum içine girmeden avluya çıkılmaktadır ve eve dönüşte soyutlanma yeridir.
Bilgelik, “İçeride ara!” derken eve girildiğinde başlayan asıl yolculuğu kastetmektedir. İçeri girildiğinde dışarısı hiç kalmaktadır. İçerideki yolculuğa ara verildiğinde tanışla vakit geçirilen avlu vardır. Avluda temiz insanlar bulunmaktadır. İnsanın kendi avlusunu kurup temiz insanlarla tanış olması gerekmektedir. Avlu; sevgili, dost ve tanışla vakit geçirilen; eve dönüşte beslenilen ve tecrübe kazanılan yerdir. Eve dönüş hikâyesi uçsuz bucaksız bir hikâyedir. Hikâye, evde oda arayışı ile bitmektedir. Oraya yalnız insanın kendisi girebilmektedir.




