LAFZIN YERİNE MEFHUM
Yaratılışı ile yeryüzüne intikali/inişi başlayan insan, letafet âleminden kesafet âlemine indirilmiştir. İnsanda bu iniş ile tekrar geldiği yere geri dönme, unuttuğunu hatırlama, dünyaya gelmeden önce zihninde ve ruhunda taşıdığı hakikat kırıntısını bulma çabası hâsıl olmuştur.
İnsanın içinde taşıdığı hakikat kırıntısı, insanın anlam ve değer dünyasının temel zeminini oluşturmaktadır. İnsan, bu hakikat kırıntısıyla düşünebilmekte ve bunu başka bir şeye aktarma ihtiyacı hissetmektedir. Bu aktarım, ‘dil’ aracılığıyla mümkün olmaktadır. Dilin yapısı, kavramsallığı; toplumların düşünce yapılarını, insanlığa sundukları tekliflerin evrenselliğini, kültürlerini, gelişim gösterdikleri alanları ve beraberinde pek çok faktörü etkilemektedir.
Dilin kavramsal değerinin yüksek olması, ait olduğu toplumun gelişmelerinin daha geniş çaplı ve evrensel olmasını sağlamaktadır. Felsefe ve medeniyet, varlığın kavramlar üzerinden anlaşılmasıyla gelişim göstermektedir. Kavramlar; özneler arasından çıkarılmakta, nesneler arası bir şey haline getirilmektedir. Nesneler arası bir şey haline getirmek; ‘nesnelleştirmek, evrenselleştirmek, aklileştirmek, tümelleştirmek, küllileştirmek’ demektir. Kavramsallaşmayan bir şey evrenselleşmemektedir.
İslam; yazıyla, kavramlarla evrenselleşmiştir. Müslümanlar, inançlarını evrenselleştirebilmek için dillerini kavramsallaştırmışlardır. Kavramları öznelerden çıkartarak teklifi insanlığa sunmuşlardır. Teklif ve inancımız bu şekilde sunulduğu için kalıcılık sağlanmıştır. Müslümanlar, evrensel olabilmek için kavram ve olgu arasındaki bağlantıyı muhafaza etmişler ve bunu amentülerinin bedelini ödeyerek başarmışlardır. Bu başarı; barışı seçerek, hoşgörülü olarak, kavramsallaşarak, hakikati terk etmeyerek gerçekleşmiştir.
Peki, tarihte okunan, şahit olunan bu durumu bu toprağın evlatları tekrar gerçekleştirebilecek mi? Günümüzde özellikle genç kesimin küresel akımın etkisi altında daha fazla kalmaları, bu toprağın evlatlarının evrensel/tümel düşünme melekelerinin zayıflamasıyla ilgilidir. Teklifin unutulmuş olması yeterince nesnelleşememekten kaynaklanmaktadır ve nesnelleşmiş bir kavramın altına girmeyi beraberinde getirmektedir. Bu toprağın evlatlarının insanlığa tekrardan kuşatıcı ve çözüm odaklı teklifler sunabilmesi için; kadim dünyanın bilgi birikimlerini kendi hikâyesinin bir parçası haline getirmesi, inancını aktarabilmek için evrenselleştirmesi, kavramsallaştırması, aklileştirmesi, hissileştirmesi ve kendi özbilincinden haberdar olması gerekmektedir.




