HÜZÜN VE HÜSÜN
İnsanın manası özünde saklıdır. İnsanın özüne Bezm-i Elest’te bir tohum atılmıştır ve bir söz verilmiştir. Ardından vuslatı gayb olan ayrılık gerçekleşmiştir. Ayrılık içimize sinmiş bir hüzündür. Gözyaşı ve hüzün ile özümüze atılan tohumu filizlendirmemiz gerekmektedir. Aşk tohumunu filizlendirmek zordur, ancak zorunludur. Bu zorundalık insana, yolda daim olmasını sağlayacak gücü vermektedir.
Latif olandan uzaklaşarak ayrılığa duçar olmuş insan; yolun başında içine atılan hakikat tohumunu bulmak ve başta tanış olduğunu tekrar tanımak istenci ile yola çıkmaktadır. Özlem ile yanan yürekler; hüzün ile yola revan olmuş, hüsün şerbetini içmişlerdir. Bu yanan öyle bir kordur ki yandıkça yanmakta, yaktıkça etrafını da aydınlatmaktadır.
İnsan bu dünyaya indirilmekle hem tebessüm ve gözyaşına hem de hüsün ve hüzne talip olmuştur. Hüsün ve hüzün, imana yol olan sevginin iki tezahürüdür. Hüzün, üzüntü anlamına gelmektedir. Yolun başında sadır olan hüzün, insanı hem hüsne götürmekte hem de derinleştirmektedir. Hüsün ise güzellik, iyilik, tebessüm, derin bir sadelik, ılık bir gülümseyiştir. Kaynağı, Son Peygamber’deki hüzündür.
İnsana en çok yakışan ve en insanî olan duygu hüzündür. Mahzun olmak beşeri insan yapan bir hâldir. İnsan üzerine hüznü giyince o hüzün, hüsne raptolmaktadır. Arayıştan ortaya çıkan hüzün, insanı güzelliğe götüren şeydir. Her şey Hak Teâlâ güzel olduğu için güzeldir. Hak’tan gelen her şey güzeldir. Bu sebepten aşk, ilk hüsün ile ilgilenmektedir. Hüsün, insana Elest Bezm-i’nde giydirilmiştir. Çünkü insan, Elest Bezm-i’nde bulduğu güzellikten ayrılmıştır. İnsanın en büyük çabası o güzelliğe tekrar kavuşabilmek için olmalıdır.
Daima arayanlardan, iz sürenlerden, hüzün ve hüsün ile kaynağa ulaşmaya çalışanlardan olmak gerekmektedir. İnsanın hüzün ile başlayan yolculuğu, hüsün ile derinleşerek devam etmelidir.




