İNSANLIK TARİHİNİN DERİNLİKLERİ
İnsanlık tarihini “din, bilgelik, felsefe, bilim ve teknik” çizgisinde okumak mümkündür. “Bunlar olmadan önce ne vardı?”, “Kâinat nasıl var oldu?”, “Dünyada neler oldu?”, “İnsanlık yolculuğu nasıl bir seyir izledi?” gibi sorular bu beş temel başlık altında incelendiğinde derin bir tarih okuması yapılabilecektir.
Dairesel bir bakış açısı ile konu ele alındığında, tam merkezde değişmeyen ve dönüşmeyen bir Tanrı olduğu kabul edilmektedir. Merkezde bulunan Tanrı’nın kâinattaki tecellileri ile beşer ortaya çıkmıştır. Beşer; zeminini topraktan, canlılığını sudan ve bereketini rüzgârdan alarak kâinattaki yerini almıştır. Beşer, zaman içerisinde din ile tanışarak insanlık vasfına ermiştir. Din; beşerin mayasına şefkat, hoşgörü, merhamet ve inancı ekleyerek özünü hatırlatmış ve “Bir” olanın tecellisi olduğunu insana daima hatırlatma vazifesini üstlenmiştir.
Din, zamanın bir evresinde kendisinden çıkan ve zamanla dinden ayrılan “bilgeliği” doğurmuştur. Bilgelik, inananların içinden çıkan ve inananları toparlayan üst insanlar ortaya çıkartmıştır. Bu insanlar; gönül merkezli, inancın pişirdiği, sistemin kendi çarkıyla mücadele eden, insanlığı ve birliği merkeze alan kişilerdir.
Zamanla bilgeliğin içerisinden “felsefe” ortaya çıkmıştır. Aristoteles ile bu dönemde insanlık tarihinde bir kırılma yaşanmıştır. Çünkü Aristoteles, din ve bilgelikten soyutlanmış bir “felsefe-bilim” sistemi ortaya çıkartmıştır. Bu da kapitalizm öncesi ikinci büyük kırılmaya kapı aralayan insanlık tarihinde ilk kırılma olmuştur.
İlerleyen süreçlerde felsefe-bilim, yerini “bilim-tekniğe” bırakmıştır. Bununla birlikte Tanrı merkezden alınmış, merkeze teknik getirilmiştir. Bu da insanlık tarihinde yaşanan ikinci büyük kırılma olmuştur.
İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda ise insanın yerini yapay zekâ, robotlar, nesnelerin interneti gibi unsurlar kaplamıştır. İnsanlık tarihi, içinde insanın olmadığı bir tarihe evrilmeye başlamıştır. Kapitalizmin dijitalleşmeyle ortaya çıkardığı bir ekosistem ile çevrelenmiş durumdadır ve bu ekosistem insanları özünden uzaklaştırmaktadır. Mana yerine maddeyi merkez hâline getirmekte, insanın kendisine yabancılaşmasına hizmet etmektedir.
İnsan her neyi arar ise içte aramalıdır. Bu arama faaliyeti dışta gerçekleşmeye başladığında insan kapitalizmin oyuncağı hâline gelmekte, kendisini büyük bir yanılgıyla beraber bir felaketin eşiğinde bulmaktadır. İnsanın içte olana gönül vererek, dünyaya gelme amacını hatırlayarak geldiği yere geri dönmesi gerekmektedir.




