SEYR-İ HÜZÜN
İnsanın ruhu bu dünyayı istememektedir. İnsanın manası aşkındır ve bu dünyadan öte bir yerdedir. İnsan bu noktaya yaklaştığında dünya hayatı artık ona çekici gelmemekte ve derin bir hüzün yaşamaktadır. İnsan mahsun doğmuştur fakat bunu unutabilmektedir. İnsanın bu dünyadaki gürültünün, patırtının, eğlencenin ve kalabalıkların içerisine dalması bir müddet bu durumun unutturulması ile sonuçlanmaktadır. Fakat insan sonsuza kadar unutarak yaşamamaktadır. Bunu hatırlaması daha büyük bir hüzne sebep olmaktadır. Bunun sonucunda insan bir şeyleri ıskaladıkça başına farklı musibetler gelmekte bu ise büyük bir ıstıraba dönmektedir.
İnsan saflaşmaya ve sadeleşmeye başladığında, gönlüne varabilmeyi öğrendiğinde; akl-ı selim, kalb-i selim, zevk-i selim olduğunda kendini büyük bir hüznün içerisinde bulmaktadır. Bu hüzün ile âlemi içinde taşımaya başlamakta ve ateş yavaş yavaş harlanmaktadır. İçerden harlandıkça ve gönlünden yandıkça kişide bereket ve mucize sadır olmaktadır. İçerde yanan ateş dışarıya tebessüm/hüsün olarak yansımaktadır.
Korunu içinde taşıyan bazı insanlar, saflaşmak suretiyle gün yüzüne çıkarmaktadır. İnsanlar iyi anlamda daima bu kişilerden etkilenmektedir. Bunun en büyük örneği peygamberlerdir. Peygamber efendimiz insanlar içerisinde genel itibariyle bir tebessüm içerisinde, olaylara olumlu bakmakta ve güzel olanı yakalamaya çalışmaktadır. İnsanların içerisindeki tebessüm hâli, kendisiyle baş başa kaldığında gözyaşına dönmektedir. Bu, gönülde yanan korun gözdeki tecellisidir. Bunlar birbirleriyle irtibatlıdır ve insana başka bir şeyi fısıldamaktadır.
İnsan, zorlu sıkıntıyı en güzele varmak için göze almalıdır. İşte o zaman başka bir rahmet ve bereketin içerisinde olacaktır. İnsanlığın bu dünyaya gelişi ve bu dünyadan gidişi ıstıraplı ve hüzünlü olacaktır. İnsan bu dünyaya ait değildir. Aradığını bu dünyada arayan hüsrana uğrayacaktır. İnsan, bu dünyayı da en güzel şekilde yaşamakla mükelleftir fakat gerçek aradığı ne bu dünyaya ait ne de bu dünyada bulunacak bir şeydir.
Biz, insanlık olarak hem tebessüme ve gözyaşına hem de hüsün ve hüzne talip olmuş bulunmaktayız.




