BEŞERDEN İNSANA

BEŞERDEN İNSANA

Beşer kelimesi Arapça kökenli bir kelime olup, insanın fiziksel ve biyolojik yönünü vurgulamaktadır. İnsan ise köken olarak Farsça bir kelimedir. Beşerden farkı olarak burada vurgulanan husus; insanın akıl, zekâ, düşünce, duygu, ahlak gibi manevi yönleridir. Bu noktada insanlık sıfatı, beşer yönünü içine alan bir yapıda bulunmaktadır. İnsanın potansiyeline, erdemlerine, toplumsal ve kültürel varlığına odaklanmaktadır. Bu açıdan yapılan insan tanımları; düşünebilen, hissedebilen, öğrenen ve topluluk halinde yaşayan bir varlık olma özelliğini ön plana çıkarmaktadır. 

 

Beden elbisesi ile kuşanmış varlığı insanlık vasfına ulaştıran şey; bilgelikte gönül, felsefede akıl/bilinçtir. Bunların insan bedeninde bulunduğu yer ve insanı diğer canlılardan kıymetli kılan şey ise epifiz bezidir. Epifiz bezi; insan bilincinin, sezgilerinin ve ruhsal potansiyellerinin merkezi olarak görülmektedir. Beşeri insan yapan şey bir yönüyle ön lobun kullanımıdır. Dini metinlerde ve geçmişten bugüne gelen anlatılarda, alın hususunda pek çok toplumsal ve kültürel söylemler bulunmaktadır. 

 

İnsan oluşun irtibatlı olduğu bir diğer alan ise halifelik meselesidir. Halifelik, güç ve yönetim ile alakalıdır. İnsanın halife olması; yaşamını devam ettirdiği yeryüzünde ömrü yettiği müddetçe yaratıcısından kendisine sunulan emaneti taşıması ve temsil etmesi anlamına gelmektedir. Yeryüzünde yaratıcının temsilcisi konumunda olmanın insan için pek çok zorluğu ve mesuliyetleri bulunmaktadır. Halifelik makamına sahip olmak demek; kâinatta bulunan her bir canlıdan mesul tutulan insan manasına gelmektedir. Yaratıcı yeryüzündeki gücün daima daha iyinin ve daha güçlünün elinde olmasını istemektedir. İnsanın bu cihetten çabalaması ve ona göre tanzim edilmiş bir yaşam sürmesi gerekmektedir. 

 

İnsanın kâinatta tutmuş olduğu yer ve sorumlulukları, beşerimsi özelliklerini terbiye etmeyi, tekâmüle uğramış bir zihni ve gönül dünyasına sahip olmayı gerekli kılmaktadır. Ancak bunun neticesinde insan, dünyada yalnızca bedeni ile yer işgal etmenin ötesine geçmekte, bir gaye ve sorumluluk bilinci ile ömrünün hakkını verebilmektedir. İnsanın aslına yaraşır olan da ancak budur. 

 

Scroll to Top