FISILTI
Dünyada bazı şeyleri anlayabilmek için iyi-kötü, doğru-yanlış, yukarı-aşağı, acı-tatlı vb. gibi düalitelerden yararlanılmaktadır. Bir de nefis ve ruh düalitesi vardır. Nefis, kadim öğretilerde aşağıda; ruh ise üstün bir konumdadır. İnsanda bulunan nefis ve ruhun acı ve tatlı fısıltıları insanın bulunduğu hâli belirlemektedir. Ancak ruhun yahut nefsin fısıltısını fark eden insan acı veya tatlı tecrübenin sonunda hikmet ile buluşmaktadır. Nefis ve ruh insanın kendinden sürekli bir şeyler istemekte; biri yanlışa, günaha; diğeri doğruya, sevaba sürüklemektedir.
Nefsin acı fısıltısı insanda melankoli olarak karşılık bulmaktadır. Melankoli, hissedilen acıyla derin yaralanma ve yıpranma hâlidir. İnsanı yok edebilecek bir sürece götürmektedir. Gaflet ise nefsin tatlı fısıltısıdır. İnsanı dünyevi zevklerin sarmaladığı bir rüya hâlidir. Gaflette olan bu dünyanın geçiciliğinin farkında olmaz ve günahla kirlere bulanır. Melankolide olan ise gaflette olana göre daha çok aldatmacanın farkındadır.
Ruhun acı fısıltısına hüzün adı verilir. Ruh, manayı hissetmeye, duymaya başladığında insana dünyanın aldatmacasının ve yapamadıklarının hüznü çöker. İnsanı pişiren süreç bu hüzün hâline bürünmesidir. Ruh gözyaşı döktükçe, kirlerden yani günahlardan arınma gerçekleşir. Bu aşamada dökülen gözyaşının nefisi mi yoksa ruhu mu beslediği hususuna dikkat edilmesi gerekmektedir. Ruhun tatlı fısıltısı ise insanı hüsne götürmektedir. Arifler ve bilgeler buraya yakın insanlardır ve bu insanlar kötülüğün ve aldatmacanın farkında olup onlardan uzak duranlardır.




